Omurilik Yaralanmasında Rejenerasyon

  Omurilik Yaralanmasında Rejenerasyon Çalışmaları ve Kök Hücre Uygulamaları  Giriş Kuzey Amerika’da 2002 yılı verilerine göre, her yıl yaklaşık 10.000 yeni akut omurilik yaralanma olgusu, İngiltere’de 2004 yılı verilerine göre, yıllık 700 yeni akut  omurilik  yaralanma  olgusu  bildirilmektedir. Türkiye’de ise yılda ortalama 1600-2000 ciddi akut omurilik  yaralanma  olgusu  bildirilmektedir (45). Yazının tamamını okumak veya bilgisayarınıza indirmek iÇin lütfen burayı tıklayınız

Devamı

Kamuoyunu Bilgilendirme

KAMUOYUNU BİLGİLENDİRME Kök hücre nedir? Hem kendini yenileyebilme hem de   farklılaşma özelliklerini bir arada barındırabilen hücrelerdir. Kök hücre ve naklinden bilim dünyasının öngördüğü yararlar ve zararlar nedir? Bugüne kadar birÇok kan hastalığının tedavisinde başarı ile kullanılan kök hücrelerin, tıbbın daha geniş uygulama alanlarında, hasara uğramış doku   veya hücrelerin yenilenmesi ve tekrar işlev kazanması iÇin kullanılabileceği ümidi doğmuş bulunmaktadır. Bu beklentinin gerÇekleşmesi yönünde kanıtlar bulunmakla birlikte Çelişkili sonuÇlar da bulunmaktadır. Kök hücre ile işlevsel kayba uğramış dokuların tamir edilmesini aÇıklayacak mekanizmalar henüz aÇıklığa kavuşmamıştır. Kök hücre iÇeren dokuların naklinin olumsuz ve zararlı yan etkilere yol aÇma olasılığı henüz ortadan kalkmamıştır. Beyin-Omurilik hastalıklarında kök hücre tedavisi nedir? Bu gün iÇin insanlarda her hangi bir beyin omurilik hastalığında bilim dünyasınca onay görmüş ve hastaların hizmetine sunulmuş bir kök hücre tedavisi yoktur. Çalışmaların tümü deneysel Çalışmalar düzeyindedir. Bilim dünyası iÇin bir umut kapısı olması gereken kök hücre naklinin halka maledilebilmesi iÇin öncelikle yöntemin başarılı olmasını sağlayacak tüm denemelerin, bu  amaÇla evrensel olarak kabul görmüş kurallara uygun olarak tamamlanması, yayınlanması, öngörülen yararlar ve zararların kanıtlanması gerekir. SonuÇ Beyin Omurilik hastalıkları ve yaralanmalarında   hastalara kök hücre (!) nakledildigine dair basında haberler yer almaktadır. Bu tür uygulamalarda tedavi başarısının ölÇütü; bağımsız, etki altında olmayan uzmanlarca değerlendirilmeli, medyadan önce bilimsel sözlü ve yazılı ortamlarda kabul gördükten sonra halkın karşısına Çıkarılmalıdır. Daha bilim dünyası iÇin bile bilinmezlikler taşıyan kök hücre uygulamasının halkımıza bu şekilde duyurulması, umut tacirliğinden başka birşey değildir. www.turknorosirurji.org.tr “Beyin-Omurilik-Sinir Cerrahlarının Bilimsel ve Mesleki Derneği”

Devamı

Bel Ağrısı

 Bel Ağrısı Bel ağrıları tüm dünyada doktora başvurma nedeni olarak başağrısından sonra ikinci en sık  şikayettir. Bel ağrıları nedeniyle  iş gücü kayıpları  ülke ekonomisine  Çok yüksek oranda yük getirmektedir hatta Amerika Birleşik Devletleri’nde yıllık sadece bel ağrılarına 50 milyar dolar harcanmaktadır.   Bir noktada hemen hemen her bireyin  bu nedenle  Çalışma performansı,   günlük rutin faaliyetleri veya eğlenceye ayıracak  zamanları kesintiye  uğramaktadır. Neyse ki,    bel ağrısı Çoğu zaman bir kaÇ gün iÇinde geÇmektedir ve  Çok daha uzun süren ve daha ciddi bel ağrılarının nısbi oranı belirgin olarak azdır.  Akut veya kısa vadeli    bel ağrısı genellikle birkaÇ gün ila  birkaÇ hafta sürer. Çoğu akut bel ağrısı mekanik bir  durum (trafik kazası, spor yaralanması,  ağır kaldırma, düşme vs) veya artrit iltihabi romatizmal hastalıkların sonucu olarak oluşur Belirtileri kas ağrısı şeklindedir ve bu ağrı bıak saplanır tarzdakeskin bir ağrıdır, esneklikte, yürüyüşte ve ayakta durmada kısıtlılıklara sebep olabilir. Sıklıkla  ağrı belin  bir bölümünü hissedilir ve  bacağa yayılma oranı Çok düşüktür. Kronik bel ağrısı tanımı ağrının süresi ile alakalıdır ve 3 aydan fazla devam ederse ağrı kronik kabul edilir. Kronik bel ağrıları genelde allta yatan bir sebebin olduğu ve ileri tetkik ve tedavi gerektirebilecek durumların artaya Çıkabileceğinin göstergesidir. Beli Oluşturan Anatomik Yapılar Nelerdir? Bel,  kemik, kaslar ve diğer dokulardan oluşan  karışık yapısı ile vücudun arka kısmını oluşturan bölümdür.  Bu karmaşık yapının  merkezinde, sadece vücudu taşıyan değil aynı zamanda omurilik denilen ve sinir dokularından oluşan hayati yapıyı da koruyan omurga vardır.   Birbirlerine üzerine oturmuş  otuzüÇ kemikten oluşan  omurga, bu omurga Çatısının ortasında iÇerisinden omuriliğin geÇtiği  yuvarlakÇa bir  delik, ve bu yapıları boyundan kalÇaya kadar zırh gibi 360 derece saran bağlar ve kaslardan oluşan karmaşık bir anatomik yapı olarak dikkati Çekmektedir. Omurilik omurga kanalı iÇerisinde beyinin uzantısı olarak ense hizasından başlar ve yetişkin bir insanda birinci bel omurgası hizasında sonlanır. Birinci bel omurgasından kalÇaya kadar olan bölümde ise bu omuriliğin uzantısı olan sinir kökleri devam eder. Bu üstüste dizilmiş omurgalar arası boşluktan ise omurilikten, yürüme koşma gibi fonksiyonlar iÇin kaslara, idrar ve gaita fonksiyonları iÇin idrar kesesi ve barsaklara ve dokunma, ısı, ağrı duyusu gibi duyuları algılamak üzere deriye giden kökler Çıkar. İşte köklerin Çıktığı bu delikler kıkırdak ve kemik tarafından sınırlandırılır. Bel fıtığı ve kireÇlenme olgularında bu sinir kökleri üzerinde basınÇ oluşarak hastalıklar meydana gelir.  Omurga  dört bölgede incelenir; 7 adet boyun omurgası  (C1-C7) 12 adet sırt omurgası  (T1-T12) 5 adet bel omurgası  (L1-L5) Sakrum ve koksiks denilen kaynamış iki grup omurga Vücudun ağırlık merkezi bel omurgası ve sakrum denilen kalÇa omurgası birleşiminde olduğundan bel ağrısının en sık köken aldığı bölge bu bölgedir.  Bel Ağrısının Ortaya Çıkma Sebepleri Neler Olabilir? İnsanların yaşındaki artışa paralel olarak, kemik gücü ve kas esneklik ve gerginliği azalma eğilimindedir. Omurgalar arası  disklerde sıvı iÇerikleri ve esneklik  kabiliyetleri kaybolmakta ve omurga yastık  görevi görme ve ağırlığı emerek eşit dağıtma özelliklerini kaybetmeye başlar. Bu özellikler kaybedildiği zaman burkulma, zorlanma, ağır kaldırma gibi durumlarda bu dokulardan […]

Devamı

Neden Gümüş

   Gümüş, Çok eski Çağlardan beri değerli bir metal olarak bilinmekte, süs eşyası ve takı yapımında kullanılmaktadır. Ancak gümüşün tek kullanım alanı bu değildir. Gümüş, neredeyse bilinen tüm mikropları öldürebilen ve bunu yaparken de normal insan dokusuna zarar vermeyen yegane metaldir. Gümüşün mikroplar üzerindeki bu yıkıcı etkisi Çok uzun yıllardır, Sümer uygarlığı zamanından beridir bilinmektedir. Öyle ki, Sümer’ler şehirlerine su taşıdıkları boru sistemini gümüşten yaparak, suyun şehre ulaşıncaya kadar kirlenmesini engellemişlerdir. Ünlü Türk hekimi İbni Sina da gümüşün mikrop öldürücü etkisini fark etmiş ve bunu kötü ağız kokusunu gidermek iÇin hastalarında kullanmıştır. Yine eski batıda insanlar, süt kaplarının iÇerisine gümüş para attıklarında bu sütlerin daha uzun süre bozulmadan saklanabildiğini fark etmişlerdir. Modern tıp dünyasına bakacak olursak, gümüş iÇeren kremlerin mikroplara karşı yüzeysel cilt yaralarında ve yanıklarda kullanıldığını görebiliriz. Peki nedir gümüşü bu denli ölümcül kılan? Saf gümüş metali üzerinde bulunan gümüş atomları, kendiliğinden metalden ayrılarak ortama dağılmakta, karşılaştıkları bakteri mantar veya virüs gibi mikropların hayati noktalarına yerleşerek, onların işlev görmesini engellemektedir. SonuÇta bu mikroplar ya Çoğalamamakta ya da artık yaşayamamaktadırlar. Gümüşün bir diğer yegane özelliği ise, tüm bunları yaparken, bunu kullanan kişinin kendi hücrelerine ve dokularına zarar vermemesidir. Gümüş dışında bilinen hiÇbir metal bu özeliklerin hepsine birden sahip değildir.    Diğer taraftan, gelişmekte olan tıp bilgisine bağlı olarak, insan vücudunda kullanılmak üzere yeni metal (titanyum) parÇalar yapılmaktadır. Halk arasında “platin” olarak bilinen bu implantlar vücuda sonradan takıldığı iÇin, yani insan vücudunun kendi yapısından farklı  malzemelerden yapıldıkları iÇin bazı sorunları da beraberinde getirmektedirler. Bu sorunlardan bir tanesi de bu malzemelerin, yani “platin”lerin mikrop kapma ihtimalidir.     İşte tüm bu noktalar dikkate alınıp tekrar düşünülürse, insan vücuduna takılan bir implantın (platin) gümüşle kaplanması durumunda artık mikrop kapmayacağı kolaylıkla anlaşılabilir. Peki bu mümkün müdür? Son zamanlarda gümüş kaplı “platin”ler geliştirilmiştir ve ameliyatlarda kullanılmaya başlanılmıştır. İlk defa Türk doktorları tarafından, Türkiye’de başlatılan bu uygulamada henüz hiÇbir enfeksiyona (iltihabi duruma) rastlanılmamıştır. Diğer bir değişle, henüz hiÇ bir hastada mikrop tespit edilmemiştir. Tüm bu sonuÇlar, gümüş kaplı omurga vidalarının ve diğer “platin”lerin gümüş kaplı olmayanlara göre Çok daha güvenli olduğunu göstermektedir.

Devamı